saat 00.22
…
neyse ben kanadı kırık bir kuş olarak giderim sorun değil..
nereye mi? bilmem artık neresi kabul ederse
olmadı bir sokak lambasının altında bir bank bulur yatarım
üstüme gazete kağıtları sererim yağmurdan korusun diye
belki bedenimi koruyamam ama duygularımın ıslanmasını sadece göz yaşlarına bırakırım o da sevinç içinse
belki de iskeleye giderim bir kaç saat sonra
elimde şarap şişeyi aya bakar dertleşirim
ne de olsa dertlerimiz aynı değil mi
ben düşündüğüme kavuşamıyorum
o da güneş’e
her ne kadar kovalasa da ulaşamıyor anca tutulmalarda birkaç kaçamak
ama ne çare nafile işte tüm uğraşlar
biri ona da bana dediği gibi ne kadar uğraşırsa uğraşsın en fazla öteki tutulmada buluşacağını söylemeli..
yoksa boşverip her şeyi, turkuaz – beyaz mustang’e atlayıp göl kenarına mı gitsem
ayrılsam uzaklaşsam rüzgarlardan ve taşıdıkları kokundan
çalılıkların altına sakladığım sandalı çeksem çıkarsam
otları çıkardıktan sonra delik var mı diye kontrol edip göle bıraksam
içine oltamı ve piknik sepetini koyup ben de atlasam gölün ortasına doğru kürek çeksem
açsam cızırtılı radyomu dinlesem sakince
düşlesem hayalini fakat yine de senden kaçmak istesem..
oltayı pervahsızca sallayıp saatlerce bir balığın yanlışlıkla çarpıp beni heyecana sokmasını bekleyesim de var..
başımda hasır şapkam bir elimde olta bir elimde de kürek var
gazetenin sayfaları rüzgardan bir o yana bir bu yana dönüp duruyor..
…
balık mı? bu sefer kesat gibi yine yaptığın sandiviçlere kaldım görüyor musun?..
.. dayanamadım doldurdum pipomu, zar zor derken yaktım kibriti ve içime çekişimle içten bi ohh sesi dumanlarla belirdi
dağıtmıştım efkarımı, rüzgar şapkamı savuracaktı ki ipi boynuma takıldı
bana şarap şişesinin dibinde kalan son bir kaç yudumu hatırlattı
hemen davrandım aldım keyifle yudumladım
kırlaşmış saçlarım savrulmaya başladı rüzgarda derken o an yağmur başladı
ee benim de işime geliyordu
gölün ortasındaydım isteyeceğim her şey yanımda bir tek daktilo arabada kalmıştı
doğa ile iç içeydim, keyfim yerinde ve yağmur bana ritim tutarken ben de şarkı söylüyordum..
yağmur yüzümü yıkadı biraz ayılıp kendime gelmeye başladım
fakettim ki sandalda delik varmış su almaya başlamışım
alelacele küreklere asıldım mı? Hayır, tabi ki..
keyifle çekerek batmaya ramak kala yanaştım gölün kıyısına
yanaştım derken sandalın ucuna basarak atladım sonra da çalı çırpıya tutundum bi dal koparıp sandalı çekmeye başladım
bi’ köşesini taşa yasladım, ötekini ağaca
ee tabi altına sığındım
yağmur iyice kuvvetlenmeye başlamıştı
ben de yağmuru ninni gibi hissedip uyuyakalmışım..
…
S.Mustafa
