bütün gece düşündü durdu..
düşlediği tatlı tatlı uyurken;
O, soğuk karanlık odada yalnız başına saatin tik taklarıyla arkadaş oldu.
tik tak.. tik tak..
ve gücü bitine kadar devam etti.
artık saat tozdan bir örtüye bürünmüş, sesi zar zor gelmeye başlamıştı..
tik…
tak…
saatin durması artık vaktin gelmesi demekti..
zaman öyle yanaşmıştı ki
tozlar sesin yankısıyla uçuşuyordu
tik ve tak..
ve son demler başladı
bir film şeridi,
akordeonlu fotoğraf makinesi ile son poz
ve kapanış dizeleri…
son bir dileği vardı,
son bir dilek işte
veda etmeden son bir umut, hayal, tutku
ya da sen ne dersen öyle bir şey işte..
tozların arasından çekti defterini
açtı siyah sayfalarda resimleri tek tek aradı
içinde bir hüzün vardı bir de kavuşma sevinci
resimleri ararken türlü türlü mektuplara sebep oldu gözyaşları
bitmemiş, gönderilmemiş, imzasız her mektup
biliyordu son birkaç dakika kalmıştı
zaten saatin yavaşlamasından da belliydi
sonunda resimlere gelmişti
ama aradığı orada yoktu
yoktu işte ruj izin
yoktu teninin kokusu
yoktu işte anlamıyor musun?
ne gamzen ne gülüşün ne de mavi gözlerin
yoktu tek kare resimde seninle birlikte silinmişti..
son bir cigara yaktı
üfledi azraile
son bir nefes çekti
bekle geliyorum ama son bir yapmam gereken var dedi
zar zor kalktı dolabı açtı
ilk buluşmada giydiği keten pantolon, buz mavisi gömleği ve bordo yeleğini giydi
eline piposunu aldı yere uzanmadan geçti daktilonun başına
son dizelerini yazdı imzasını attı..
son bir kadeh mi? Diye düşündü ve başladı son sözlerine..
“sessiz ve sensizdi yine bu akşam
sessiz ve sensiz geçen iki yalan gecem
biri zaten nefessizdi
malum hastane koridorları, serumlar, hemşireler ve doktorlar..
öteki mi?
belli değil mi?
sensiz geçen her gecem..”
resmine baktı
ağladı, öptü son bir kez dudaklarından
sarıldı hayaline
ve gözleri kapandı
nabzı gibi durmuştu her şey o an
durmuştu dünya
durmuştu işte sessizleşti ve sensizleşti her kelam..
